GÜL...CANIM AŞKIM...

30.4.2008 - HAYAT...

Kategori: DUYGU

 

Hayat

Hayat çetele tutmak değildir...

Hayat;
Seni kaç kişinin aradığı, kiminle çıktığın, çıkıyor olduğun veya çıkacağın demek de değildir.
Kimi öptüğün, hangi sporu yaptığın, kimlerin seni sevdiği de değildir.
Hayat, ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
Aslında hayat; notlar, para, giysiler, girmeyi başardığın ya da başaramadığın okullar da değildir.

Hayat;
Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.

Hayat;
Kıskançlığı yenmek, önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir.

Her şeyden önemlisi hayatı, başkalarının hayatını olumlu yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.

İşte hayat bu seçimden ibarettir.
İnsanların en acizi dost edinemeyen,
ondan daha acizi ise dost kaybedendir.
(Charles Eguone)

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27.4.2008 - KARDELEN VE MENEKŞE

Kategori: ANILAR

Özellikle doğa aşığıyım... Tüm mevsimleri severim... Hepsinin yaşamımda ve dünyamda ayrı yerleri vardır...

Kışın soğuğunda üşürken yağan karın beyazlığı ve temizliği içimde tarifsiz bir huzur yaratır... Bir şöminede çıtır çıtır yanan odunlarla ısınır gönlüm... 

Yaz ayları ise beni ziyadesiyle bunaltmasına rağmen gönlüm gibi engin denize ve berrak sulara bakarım... Bir bardak soğuk suyun kıymetini bir kez daha anlarım...

Sonbahar herkes gibi bende de hüzün yaratır... Geçmişime yolculuklar hep bu döneme rastlar... Çıplak ağaçlar... yerdeki sararmış yapraklar... ve bitivermiş mutluluklar...

İlkbaharda doğa ile birlikte gönlüm de uyanır... Çiçeklerle birlikte gönlümde sevgi tomurcukları açar...

Çiçekler dedim de... Ben en çok kır çiçeklerini severim... Yüzlercesinden yalnız ikisi beni çok etkiler... Bilmem ?... Belki de mitolojik bir hikayeden çok etkilenmiş olmamdandır...

Çağlar öncesi, kır çiçekleri arasında iki çiçek  birbirinden etkilenir... Birbirlerini deliler gibi seven bu iki çiçek, gene birbirlerini diğer tüm çiçeklerden kıskanırlar...

Sonunda biri bir öneri getirir... Ve sözde karar verilir... Her ikisi de yalnız kışın açacaklar, böylelikle doğada yalnız, baş başa kalacaklardır...

Gelin görün ki biri sözünü tutmaz... Vazgeçiverir... Gene bahar ve yazları açmayı sürdürür... Hatta başka çiçeklerle de epey samimi olur, yakın ilişkiler içine girer...

Diğeri ise verdiği sözden hiç ama hiç dönmez... Yalnız, yapayalnız kalmasına rağmen... Hep kış ayları açar durur...

Onun içindir ki bu kır çiçeklerine bugün "Menekşe" ve "Kardelen"  denilmektedir !...

Kim bilir ?... Belki de gurur abidesi "Kardelen" belki bir gün bir başka çiçek tarafından tekrar sevilir, yalnız kalmaktan kurtulur ?...

Ne dersiniz ?...

Ya "Menekşe" ?...

Gerçek mutluluğu acaba bulabilmiş midir ?...

Yoksa “Hercai”liğine hala devam mı etmektedir ?...

Kardelen’in bunu benden daha çok merak ettiğinden eminim ?...

(Hasan Uğur Epirden'e teşekkürlerimizle)  

 

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20.3.2008 - CANIMIN İÇİ...

Kategori: CANIM

 

CANIMIN İÇİ

 

Gönlümde yer etmişti bir kere,ilk aşkımdı,ilk sevdamdı

Üzer miydim, canımı istese vermez miydim

Lalelerden üstün tutmaz mıydım onu,

Sordu çok bilmiş lale üstün tutulanı, Gül dedim.

En nadide köşesindeydi lakin kalbimin,

Neylerdim sonra göç eyleyip gitseydi canımdan.

Allah’ım korusun onu kem gözlerden

Kıskanırım,biterim bir başkası severse onu.

Akarken gözlerinden yaşlar,kalbime dokunmuştu,

Rüyalarımda söyleştim, yakardım Ya Rab ayırma onu,

Aşkımı böyle yaşattım, sapasağlam tuttum,aynalara bakmadım

Kimsecikler onu benden almasın,kucaklamasın diye.

Onla tattım sevdayı,onla yaşadım,onsuz yapamazdım bu ellerde

Çok sevdim onu, tek aşkımı,bitanemi,uğurlu samanyolumu.

(GÜLCANER-13.01.2006)

Yorum (19) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

27.2.2008 - NARTANEM...

Kategori: CANIM

NARTANEM

 

Akşam üstü, hava kararmak üzere...

Eve gidiyorum,

Bana arkadaşlık eden,

Canıma duyduğum sevgimi paylaşan

O küçücük dünyama.

Pırıl pırıl bir gökyüzü,

Ona eşlik eden ay ışığında

Bizim için bir dilek tuttum

Allahım bu ayrılık daha fazla sürmesin

Huzur dolu, saadet dolu günlerimiz

Tez vakitte bizim olsun

Uzak diyarlarda biçare kullarından eyleme

Ebedi sevdamız daim olsun,

Sevdiğime de ulaştırsın diye

Bir meleğe canımı öpmesini istedim,

Seni çok seviyorum,

Senin için her şeyi yapmaya hazırım

O güzel gözlerine kimseler bakmasın.

Bir kalbim var, bedenimde, sol yanımda

O kalbim ki ikimiz için atıyor,

Onun sevgisiyle dopdolu

Kocaman yüreğim,

Tüm benliğim canımı çok özlüyor

Bu kalp nartanem için atıyor

Yüreğim sevgisiyle kor kor yanıyor

Bir ömür boyu da atacak

Titreyecek, yanacak.

GÜLCANER, 20.03.2006

 

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16.2.2008 - Eski Ama Eskimeyen Masal

Kategori: DUYGU

Şaşırtıcı değil bütün öteki şarkıcılardan

      Daha güzel şarkı söylemem

      Çünkü yüreğim beni sevgiye daha çok çekiyor,

      Ve ben onun emirlerini dinlemeye hazırım

      Yürek ve gövde, bilgelik ve zeka

      Güç ve iktidar, hepsini ortaya koydum

      Dizginler beni öyle sevgiye doğru çekiyor

      Başka hiçbir şey dinlemiyorum

      Bu sevgi, darbesini o kadar nazikçe

      Ve tatlılıkla indirdi ki kalbime

      Ah acıdan günde yüz kere ölmüyor muyum,

      Ve neşeden canlanıyorum ya yine yüz kez.

      Benim hastalığım gerçekten muhteşem;

      Bu hastalık bütün iyiliklere bedel;

(Bernard de Ventadorn)

 

     "İşte, gözler yoluyla sevgi yüreğe iner

      Çünkü gözler yüreğin kılavuzudur,

      Ve gözler inceler, araştırır

      Yüreğin sahip olmaktan hoşlanacağını

      Ve tam uyum sağladılar mı

      Ve üçü tek kararda birleştiler mi

      O zaman mükemmel aşk doğar

      Gözlerin yüreğe kabul ettirdiğinden.

      Yoksa sevgi doğamaz, başlayamaz…"

 

      Ve hastalığım bana iyi geliyorsa

      Hastalıktan sonra iyilik onun şifası olur…

(Guirot de Borneilh)

 

"Nedir ki buse? Biraz daha yan yana

      Yapılan bir vaattir. Yemindir kanmayana.

      Sevişmek mastarının gül pembe noktasıdır

      Bir sırdır ki söylenir ağza, kulak yerine

      Bir gönül hazzıdır ki hep derinden derine

      Yayılır. Buluşmadır karanfil lezzetinde

      Dudakların ucundan ruhu tatmaktır biraz."

(Edmond Rostand)

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31.1.2008 - DOSTLUKLAR...

Kategori: ANILAR

Yüz yüze dostluklar vardır;
Güneşle ayçiçeğinin dostluğu, böyle bir dostluktur mesela.
Ayçiçeği sabahtan akşama kadar hiç ayıramaz yüzünü güneşten...
 

Uzak dostluklar vardır;
Denizlerin ortasındaki bir adayla, dağların arasındaki bir göl, birbirlerinin uzak dostlarıdır.
Dostluklarını gündüz kuşlarla, gece yıldızlarla iletirler birbirlerine...
 

Sessiz dostluklar vardır;
Dilsiz bir adamla, duymayan bir başka adamın elleri arasında sessiz bir dostluk oluşur.
Her şeyden konuşur sessizce bu eller...
 

Zorunlu dostluklar vardır;
Pazar ile Pazartesinin dostluğu gibi. Pazar ağır bir gündür, Pazartesi hızlı bir gün... Ayak uyduramazlar birbirlerine. Ama dost olmak, yan yana durmak zorundadırlar...
 

Uzun dostluklar vardır;
İkindi güneşinin altında uzayan gölgeler birbirlerine kavuşurlar ve uzun boylu bir dostluk oluşur aralarında...
 

Günün birinde ölen dostluklar vardır;
Bir bahçe içindeki ahşap ev ile yanı başında duran ceviz ağacının dostluğu gibi...
Bir gün kocaman elli adamlar ve kocaman gövdeli makineler o bahçeye girip de, bir süre sonra evin ve ceviz ağacının yerinde asık suratlı binalar yükseldiği zaman ölen dostluklar...
 

Vakitsiz dostluklar vardır;
Bir peçete, bir kağıt mendil vakitsizce dostu oluverir gözlerimizin...
Ya da ayrılırken verilen bir dal karanfil ellerimize o anda gelen dostluktur...
 

Bakımsız dostluklar vardır bir de...
Zaten var, zaten dostuz deyip yıllarca bir telefonun, bir kaç cümlelik mektubun bile çok görüldüğü dostluklar...
 

HİÇ BİR DOSTLUĞUN BAKIMSIZ KALMAMASI DİLEĞİYLE...

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19.1.2008 - BİR SAATLİK DOST

Kategori: ANILAR

Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu Kat nöbetini devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik. Yoğun bir servisti çalıştığım servis, çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve gürültülü olan servisleridir. Artık günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz bir hal almıştı aksam tedavilerini henüz bitirmiş ofiste çay içmeye gitme telaşındaydım. Çünkü o günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi kendime düşünüyordum. Kep dağılmış saç baş karışmış yorgun bitkin bir haldeydim tedavi odasından çıktığımda. Aynada kendimi tanıyamadım ofise geldiğimde hemşire odasının telefonu çalıyordu. Oturduğum yerden büyük bir güçlükle ayağa kalktım ve telefona gittim karşıdaki ses acilde trafik yaralılarının olduğunu içlerinde çocukların da bulunduğunu damar bulamadıklarından dolayı acile yardıma gelmemi söylüyordu. Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki diğer telefonda nöbetçi hekimin icapçı beyin cerrahı hekimiyle gelip gelmeme konusundaki tartışmasını duydum. Nöbetçi hekimin sesi ortalığı çınlatıyordu:

- Ne yapalım? Bırakalım ölsün mü bu insanlar? Gelmek zorundasınız!

- ...

- Gittiğiniz davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz çok önemli bir davetti madem.

-...

- Siz Hipokrat yemini etmediniz mi ?

Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre binerek koşarak acil servisine gittim. Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan yakınını bulmaya çalışan bir yığın insan vardı bu kalabalıkta sağlıklı bir iş nasıl yapılırdı bilmiyordum ama her kez elinden geleni birilerine bakma gayretini gösteriyordu. Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp ilk müdahale yapılıncaya kadar bekletiliyor yetersiz kalan personel yerine hastaları yukarı sevk edilen servise aileleri çıkartıyordu. Onca kazazede içinde başında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça ağır 15-17 yaş arası bir genç vardı gerekli müdahalesi yapılmış fakat sevk edildiği beyin cerrahi hekimi henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu. Kendime ait serum ve tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun başına giderek ilgilenmeye çalıştım şuuru yerindeydi konuştuklarımı anlıyor fakat cevap veremiyordu son anlarını yaşadığını görüyor ve yalnız olduğu için korkunç derecede üzülüyordum onu orada yalnız bırakamıyordum.Zaten ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış, tüm hastalar gerekli servislere dağıtılmıştı. Ellerimi sımsıkı tutuyordu, bırakma dercesine gözlerinden yaşlar süzüldükçe kendimi ben de tutamaz hale gelmiştim, eğildim yanaklarından öptüm.

"Bırakmayacağım seni sakin ol, üzülme sakın" diyordum hiç tanımadığım, daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor, sanki onun acısının aynısını çekiyordum.Çok acı çekiyordu hem yalnızlığından hem de geçirmiş olduğu beyin travmasından. Ne kadar süre daha onunla kaldığımı hatırlamıyorum. Avucumu bırakmasıyla kendime geldim. O artık aramızda değildi, bu dünyayı terk etmişti ve ben gelmeyen doktoru suçluyor, içimden lanetler yağdırıyordum. Derken beyin cerrahi hekimi gelmişti. Hastanın daha doğrusu ex ( ölmüş) gencin üzerindeki çarşafı almamı söyledi. Çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme fırsatı olmadan yere düştüğünü gördüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yemekli bir davetten gelmişti. Acaba çok mu sarhoştu ya da kalp krizi mi geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşları olaya müdahale etmişlerdi bile. Ölen o gencecik insanın babasıydı bu doktor ve kendi evladının tedavisi için çok geç kalmıştı ne yazık ki. Kötü günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine yeniden dönememişti. Seni yeniden andım KEREM ruhun şad olsun, hayattaki bir saatlik dost bana yıllardır yaşattığın tecrübeyle dost kalan dost .. 1986

 

MUTLAKA 2-3 Ayda bir bu yazıyı okurum ben. Size de tavsiye ediyorum.

Dostluk her gün 2-3 kere telefonla konuşmak değildir...

Dostluk yapılması gereğine inanılan telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir...

Dostluk; dost bildiğin kişinin en ince detaylarını bilme ihtiyacı ve gereği değildir...

Dostluk; dost bildiğin kişinin senin en karışık detaylarını bilmesi gerektiği de değildir...

Dostluk her hafta 3-5 kere görüşmek değildir...

1 ay, 1 sene, 5sene seni aramayan, senin de aramadığın bir insanı birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha az önce konuşmuşsun gibi kaldığınız yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene ayrılığa rağmen bu insanın başı gerçekten sıkıştığında yardımına koşacak ilk insanlardan biriysen ve aynı şekilde onun da öyle olduğunu biliyorsan EMIN OL Kİ O kişi senin DOSTUNDUR... Sen de O'nun...

"Her tür ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir. Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya başlar. Bir kısmını tutmayı başarsanız da, çoğu akıp gider. İlişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler bozulmaz. Ama diğer insanı çok bunaltırsanız ilişki de yavaş yavaş bozulur ve biter. Hayatta pek çok insanla karşılaşırsın. Ama sadece gerçek dostlar senin kalbinde bir iz bırakır."

GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ KAYBETMEMENİZ DİLEĞİYLE!!!    

                                                                                    (Alper YILMAZ)

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

HEPİMİZE DAİR Yalnız kendi başın mı dertli sanırsın, Gölgesi yeryüzünde avare insan? Taş da istemezdi yosun tuttuğunu; Solmakta her çiçek kokusu uçunca. Tasadır ağaca rüzgârda yaprağı; Her kuş yanar az çok ölen yavrusuna; Sivrisinek de halinden memnun değil; Vızıltısı şikâyet makamındadır. CAHİT SITKI TARANCI



Kategoriler

  • ANILAR
  • CANIM
  • DUYGU
  • SAGLIK
  • VATAN
  • Number of online users in last 3 minutes
    DÃ LÃ NÃ ZDEN UTANMAYIN body>